6 Mart 2013 Çarşamba
0 yorum

Değişim

Yeni bir yıl, yeni umutlar, hayaller… Sıradan olmamak adına, sakilce yazılmış yeni yıl dileklerinden biri olmaması için sizlere özel bir çaba göstermeyeceğim. Sadece sizi sıradan yapan alışkanlıklarınızdan ve mutsuzluğa sürükleyen sebep giysilerinden kurtulacağınız bir sene diliyorum. Mutlu olmak için senelerdir var olan, fakat hiçbir işe yaramayan sebeplerimizden arınacağımız, kendimize mutlu olmak için yeni nedenler bulacağımız nice güzel yıllara. “Değişim” üzerine yazmak niyetiyle başladığım bu yazımın ilerleyen bölümlerinde Franz KAFKA’nın “Dönüşüm” isimli romanını tanıtarak devam etmek istiyorum.
Her sene olduğu gibi, bu sene de “biten yılı uğurlama seramonileri” bir öncekinin tekrarı ile hayat buluyor. Ödüller, cinayetler, soygunlar, baskınlar, düğünler, doğumlar ve cenazeler... Sene içerisinde gerçekleşen her olay, yılın son ayı temcit pilavı gibi ısıtılarak defalarca karşımıza çıkarılıyor. Aslında biz hep yenileri gibi izlediğimiz bu olayların, daha önceden unuttuklarımız olduklarını göremeden kapatıyoruz yılı. Aslında değişen, sadece karakterler ve mekanlar. İçinde bulunduğumuz bu değişim olgusuna bir farklı bakış açısı ise; ünlü filozof Heraklitos’un “Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız.” sözü ile akıllara gelmektedir..

Karşımıza çıkan fırsatlar öyle özeldir ki; kader bize bu fırsatı aynı zaman, aynı mekan ve aynı şartlarda yanlızca bir kez sunar. Bunu değerlendirip değerlendirmemek bizim ve içinde bulunduğumuz şartların arasında paslaşılan bir top gibidir. Değerlendiril(e)meyen şans farklı bir zamanda tekrar karşınıza çıkabilir. Ancak artık ne ortam ne de siz aynısınızdır.. Burada da, yine ünlü filozofun sözlerinin altını çizmek gerekiyor. İkinci kez yıkanmak için girdiğiniz nehir, aynı nehir değildir. Daha da önemlisi, siz de aynı siz değilsinizdir. Akan su süreklidir. Doğal yaşamın şiddeti nehrin yatağını, şeklini değiştirdiği gibi, suyun kaynağında olup biten her şey de, suyun içeriğini değiştirmiştir. Sadece bir saniye sonrası bile aynı değildir.Bunu fark ettiğimde liseden mezun olduğum günün üstünden yaklaşık iki üç ay geçmişti. Diplomamı almak için okuluma gitmiştim. Bahçede park halinde duran okul müdürünün aracı aynı yerdeydi. Çocuklar aynı sıralara girmiş, aynı konuşmaları dinliyordu. İstiklal Marşı sonrası, “kapıdan ilk çıkan olmak” izdihamı ise senelerdir devam eden bir ritüel gibi kendini tekrarlıyordu. Fakat 3 ay önce, o sıralarda oturmuş, marştan sonra koşturmuş kişi ben değildim artık. Sadece üç dört ay önce bahçede çalan zile aldırış etmeden, sınıfa girmek için öğretmen zilinin çalmasını beklemiş kişi bugün bir başkasıydı sanki. Okulum ve ben aynıydık, durduğum yer aynı, öğretmenlerim, kantinin sandviç kokusu, zil sesi bile aynıydı. Yerli yerinde duran anılardaki karakterler bir romandan ibaretmiş gibi seyrettim bahçeyi ve üzüldüm. Nankörmüşüm hissine kapıldım, kapıdan çıktım sonra da unuttum gitti.

DÖNÜŞÜM (FRANZ KAFKA)

Değişim iyidir/kötüdür buna değinmek uzun yollar aşmak ister, uzun uzun konuşmak gereklidir. Farkındalık aşamasında ise kendi içimizde gerçekleşen yırtınmalar bizi değiştirmez, dönüştürür. Olmamız gereken ve toplumun bize dayattığı kişi değil, “kendimiz” olmak ve böyle kabul görmek isteriz. Şeffaflaşmak adına yapacağımız hamleler bizi toplumdan dışlar. Kaslarımızı yırtarcasına içimizden çıkan benliğimiz ise çevre baskısını kaldırabilirse dönüşümümüz tamamlanır. Yaşadığımız olaylar, tartışmasız olarak bilincimizde ve karakterimizde etkiler bırakıyor. Bu etkiler karakterimizin kırışıklıklarıdır. Ne kadar yaşanmışlık varsa o kadar kırışık bir karaktere sahip oluruz. Bu çizgiler de bizi diğerlerinden ayıran farklardır. Ne zaman ki bu farklılıkları su yüzüne çıkarmak isteriz, işte o zaman “ötekileştiriliriz”. Girdiğimiz ortamların, yaşadığımız çevrenin “o”su oluruz. “O”ndan uzak durulan, “o”na fikri sorulmayan olarak mimleniriz.

Romanda, Gregor SAMSA’ya da tam olarak bu olur. Bir sabah uyanır ve kendini dev bir hamam böceği olarak bulur. Önceleri kendindeki değişiklik ile mücadele etmeye çalışır. Fakat kabuğunun üstüne sırt üstü düştüğü için, yerden kalkamamaktadır. Ailesine bu durumunu açıklayamaz ve gizlendiği yerden uzun süre çıkmaz. Gregor SAMSA’nın bu değişimi, toplumun kendisine yüklediği misyon ve baskıya karşı bir tepkidir. Bu değişimde bir böcek olarak uyanan Samsa, ailesinden tamamen dışlanmış haldedir. Önüne konan yemekler bile artıklardan oluşmakta ve tam manasıyla bir “böcek” muamelesi görmektedir. Bu da farklılaşma konusunda kişinin ailesinin sergilediği tavrı ironik olarak gözler önüne sermektedir.

Böcek olmak “ötekileşmek”tir. Toplumun hissizliğine, iki yüzlülüğüne, çarpık ilişkilerine uzak kalmayı tercih etmek, çorbanın tuzu olmamaktır. Hal böyleyken, siz de toplumdan dışlanmış bir karakter olarak hayatınıza devam edersiniz. Seçim bizlerin. Çarpık düzenin bir parçası olup kalabalığa karışmak mı? Çürük fasulyelerden ayrılıp hayata toplumdan dışlanmış olarak devam etmek mi? Keyifli okumalar.

Yazar : Duygu Karakuş

Blog : www.duygukarakus.com

0 yorum:

ÜYELER

 
Gizle
Top