6 Mart 2013 Çarşamba
0 yorum

Yüreğine Güven

hamide

Yeni bir yıla girdiğimizde, geride bıraktığımız yılın muhasebesini yaparız hepimiz. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız, sahip olduklarımız, olamadıklarımız, gezip gördüğümüz yerlerle gitmeyi ertelediklerimiz, kısacası bir yılımızı dolduran her şeyi değerlendiririz. İsteyip de yapamadıklarımıza yazıklanırken, başardıklarımızla gurur duyarız.

İşte ben de kendi adıma bu muhasebeyi yaparken çok sevdiğim Susanna Tamaro’nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı kitabı geldi aklıma. Bir büyükannenin torununa yazdığı gönderilmemiş mektuplardan oluşan kitapta beni en çok etkileyen paragraf şu olmuştu:

“Altmışına doğru arkanda kalan yol önündekinden daha uzunken, hiç görmediğin bir şeyi görürsün: aştığın yol dümdüz değildi, kavşaklarla doluydu, her adımda değişik yönleri gösteren oklar vardı, şuradan bir patika sapıyordu, ötekinden ormanın derinliklerinde yiten otlu bir yol. Bu sapakların kimine fark etmeden girdin, kimini görmedin bile; beğenmediğin yol seni nereye götürürdü hiç öğrenemezsin, acaba daha iyi bir yer miydi, daha mı kötüydü. Bunu bilemezsin, ama gene de pişman olursun. Yapabileceğin bir şey vardı, ama yapmadın, ileri gideceğine geri döndün. Kazı oyununu anımsar mısın? Yaşam da hemen hemen, aynı öyle sürer gider.Yoldaki kavşaklarda başka yaşamlarla karşılaşırsın, onları tanıyıp tanımamak, derinine yaşamak ya da es geçmek yalnızca bir anlık karar sonucudur; bunu bilmesen de dümdüz ilerlemekle sağa sola sapmak söz konusu olduğunda genellikle senin varlığınla ve yanında olacak kişinin yazgısıyla oynanmaktadır.”

Mektupları yazan büyükannenin de söylediği gibi an’ı yaşarken belki de çok irdelemeden alırız kararlarımızı. Kısa vadede sonuçlarını düşünür, olumlu ve olumsuz yönlerini terazimizle tartar, kısa zamanda karar veririz. İnsan beyninin saniyede onlarca karar vermek gibi bir görevi olduğu düşünüldüğünde bu süreç normal bir süreç belli ki. Ancak insan geri dönüp baktığında daha önce yaptığı bütün seçimleri görüyor ve başlıyor “öyle değil de böyle yapsaydım ne olurdu” diye düşünmeye. Acaba şu an nasıl bir hayatım olurdu, bu mesleğe mi sahip olurdum, bu şehirde mi yaşardım, yine bu insanla mı beraber olurdum ve buna benzer uzayıp giden sorularla kendisiyle bir savaşa girişiyor. Cevabı olmayan sorularla derinleşen düşünceler pişmanlık duygusunu da beraberinde getiriyor. Keşke ile başlayan cümleler oluşturuyor artık tüm konuşmaları. Şu an olduğu kişiden hiç memnun olmayan, diğer yoldan gitse olacağı kişiye özlem duyan bir hal alıyor içimizdeki bu fırtına…

Oysa belki de fırtınaya hiç mahal vermemeliyiz, bulutlandırmamalıyız zihnimizi ve kabullenmeliyiz olduğumuz kişiyi. Güvenmeliyiz hayatın bize sunduğu seçimlerde kararları veren yüreğimize… Çünkü ne kadar çatallı olursa olsun, yürürken ne kadar diken batarsa batsın ayağımızın altına geçmişte yürüdüğümüz yoldur bizi biz yapan. İşte bu yüzden bu yıl ‘keşke’yi çıkaralım lugatımızdan. Bu yıl geriye dönüp baktığımızda yanlış gelecek seçimlerimize rağmen gurur duyalım kendimizle. Sevelim kendimizi bu yıl; çünkü başkasını sevebilmenin yolu kendimizi sevmekten geçer. Büyük sanatçı Mozart’ın da dediği gibi “Ne üstün zekâ, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dâhi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi… İşte bu dehanın ta kendisidir.”

Yazar : Hamide Tekin

Blog : www.hayatadokunansatirlar.com

0 yorum:

ÜYELER

 
Gizle
Top