6 Mart 2013 Çarşamba
0 yorum

Sevgili’den Allah’a Giden Yol

Sevgiliniz oldu mu? Size bir dağı gösterip sonra da oradan aşağı mı indirdi, yoksa bir dağa çıkartıp oradan dünyayı mı seyrettirdi? Sevgiliniz kimdi?

‘Kadın’ ya da ‘erkek’ olduğunuzu hissettiğiniz andan itibaren adım adım yeni bir gerçekliğe doğru yol alırsınız. Bu gerçeklik bir maceradır. Aç ve susuz kalınıp, doyulduğunda da mutluluğun doruklarına çıkılan bir serüvendir. İsteyen mutlaka bulur, ama bulduğu asıl istediği midir bilmez…
Yirmi sekiz yaşındayım. Yirmi sekiz yıldır Allah’ı bulmak için yanıp tutuşuyorum. Yirmi sekizinci yılımın sonlarına doğru Allah’ı ancak aramak için yanıp tutuştuğumu görebiliyorum. Önce Allah’ı arayabilmek için yanmak gerek. Sonra da tutuşur hale gelebildiğin an, artık bulup bulmadığını bile soramamak…

Hatırladığım kadarıyla yirmi dört yıldır sevgili’mi arıyorum. Beni Yaratmış Olan’a duyduğum özlem sanki bir nehrin yatağının kademelerinden iniyor ve bir beşerin üstüne düşüveriyor. O beşeri arıyorum. Dört yaşından beri, yoğun duygularla seveceğim sonra da yoğun duygularla sevileceğim o beşeri arıyorum. Ne anneme, ne babama, ne dostlarıma, ne rehber bildiklerime ne de meleklere duyduğum sevgiye benzer bir sevgi bu. Önce mana veremiyor sadece hissediyorum. Büyüdükçe kadın ve erkeğin birlikteliğinden haberdar oluyor, biraz daha büyüyünce cinsiyet ve cinselliğin manasını kavramaya başlıyor, karakterim büyüyüp genişledikçe, zihnim derinleşip boyut kazandıkça da ‘aşk’ diye tanımlanamaz bir kavram olduğu gerçeği ile karşılaşıyorum. Birgün geliyor ve kalbim bir erkeğe karşı hiç olmadığı gibi kanat çırpıyor. İlk kez bu kanat çırpışın özgürlüğe mi yoksa tutsaklığa mı doğru olduğunu ayırt edemez halde yüreğim… Sadece çırpmak istiyor kanatlarını, hem de durmaksızın çırpmak.

Gün geliyor ve kanat çırpmalarının tutsaklığı ile yüzleşiyorum. O noktada dağın tepesinden aşağı yuvarlayan oluveriyor sevgili. Severken var ediyor derken, severken ya da sevilirken yok ediyor. İsyan dalgalarının okyanusa açıldığını keşfettiğimde ise bu sefer ‘aşık’ olan ben, acı çektiren sevgili’den soyutlanarak, ‘Aşk’ın kendisine bırakıveriyor kendisini. Bütünleşmeyi bedende değil, İlahiyetin ruhunda arıyorum. Bulmasam da, bu bana iyi geliyor. Okyanusun içinde özgürlüğü ve hakiki sevgiyi tattığımı düşünürken, gün geliyor ki içinde yüzdüğümün sınırsızlığı beni boğar gibi oluyor. İşin içinden çıkamıyor; sanki o sınırsız okyanustan aldığım ‘sınırlı’ hislerden çıkamıyorum. İlahilik zannettiğim kocaman bir boşluk mu, yoksa beşer-ötesi bir sınırsızlık mı bilemiyorum. O gün, geri dönüyorum aşık ben. Maşuğun o okyanus olmadığını anlamaya, sezmeye başlıyorum.

Tüm bu yolculuğu adım adım yapmamış, detaylarını bu haliyle yaşamamış olsanız da, her aşk, başladığı gibi yükselir, yükselirken parlatır, durduğu zaman aşağı indirir ve sonunda da daha geniş bir yere açılır. Bu genişlik bazen yeni bir sevgili, bazen yalnızlık, bazense İlahilik’tir. Ne olursa olsun aşk olgunlaşmış, kendisi olgunlaşırken sizi de olgunlaştırmıştır. Sonunda da ‘büyütmüştür’ sizi. Artık aşk hakkında konuşabilen hatta yazabilen ve akıl verebilen birisinizdir. Bir tarafınızda önce kendinizi ve hatta sadece kendinizi sevmeniz gerektiğini söyleyen kişiler ve kaynaklar, öte yanınızda aşkın acısız olamayacağını söyleyen ve ‘ötekini’ hep daha çok sevmeniz gerektiğini söyleyenler vardır. Dört bir yanınızda bir grup kader vardır. Sizinki kimseninkine benzemez, benzese de benzemek istemez. Bu noktada yuvarlandığınız ‘dağ’, kendi dağınızdır artık, sevgili’ninki değil. Hakiki okyanusu bulmak için yeni bir yola mı çıkacaksınız? Okyanustaki yeni bir damlaya aşık olmayı mı umut edeceksiniz? Sizin bir damla olarak okyanustaki aksinizi mi seyredeceksiniz? Her gördüğünüze bir damla olarak sarılacak mısınız? Her gördüğünüzü damla olarak görebilecek misiniz? Her gördüğünüzü okyanustan bilebilecek misiniz? Okyanusu ‘biraz daha’ bilmiş olabilecek misiniz? Okyanusu hiç bilemeyeceğinizi mi kabul edeceksiniz? ‘Okyanus yokmuş’ diyerek başınızı kuru kumlara mı gömeceksiniz? Sevgili ve Allah arasında okyanus değil, okyanuslar var… Benle sen arasında damla değil damlalar var. Sevgili ile sevgili arasında su değil susuzluk var. Beşerde bitip tükenmeyecek bir susamışlık var…

Yirmi sekiz yaşındayım. Yirmi sekiz yıldır Allah’ı bulmak için yanıp tutuşuyorum. Yirmi sekizinci yılımın sonlarına doğru Allah’ı ancak aramak için yanıp tutuştuğumu görebiliyorum. Önce Allah’ı arayabilmek için yanmak gerek. Sonra da tutuşur hale gelebildiğin an, artık bulup bulmadığını bile soramamak… Sormadan tek bilebildiğim, aradığımın ne sevgili ne de yalnızca Allah olduğu. Özlemimin ne damlaya ne de sadece okyanusa olduğu. Benim ne sadece bir damla ne de okyanus olduğum. Sevebildiğimin ne su, ne de susuzluk olduğu. Tek bilebildiğim suyun bu satırlarda dolaşıp okuyana uzandığı. Okuyanın ne bir damla, ne okyanusun kendisi oluşu… Okuyanın ben’le sevgili arasında, sevgili ile Yaradan arasında, aynı sudan içmiş ve içmekte olduğu…

Yazar : Özge Esirgen

Blog : ozgeesirgen.blogspot.com

0 yorum:

ÜYELER

 
Gizle
Top